← Tüm hikâyeler

Hikâye 1 / 1

Zap Book

Bir adada, sayfa sayfa damıtılan sevgi

Güneşin ve tuzlu suyun iz bıraktığı, denize sıfır bir adada geçen, az konuşan ama çokça paylaşan bir bağlılık. Teo'nun dergilerinden kesilen kelimeler ve görseller, Zap Book defterlerinde kolaja; sonra da bir sanat galerisine dönüşür.

Denize sıfır bir evde, her tarafı mistik güzelliklerle dolu bir adadayız. Güneşin tenime dokunmasından rahatsız olmadım; hatta saç diplerimden ter süzülmesine izin verdim. Güneşi de denizi de çok sevdiğim bir yemeği canım çeker gibi özlemişim.1
Denize sıfır bir evde, her tarafı mistik güzelliklerle dolu bir adadayız. Güneşin tenime dokunmasından rahatsız olmadım; hatta saç diplerimden ter süzülmesine izin verdim. Güneşi de denizi de çok sevdiğim bir yemeği canım çeker gibi özlemişim.
Nihayet ayaklarım denizin içinde, gövdem deniz suyu damlalarıyla serinliyor. Ellerimi kürek gibi yapıp suyu bir itip bir çekiyorum. Su o kadar berrak ki dibindeki kum taneleri bile görünüyor.2
Nihayet ayaklarım denizin içinde, gövdem deniz suyu damlalarıyla serinliyor. Ellerimi kürek gibi yapıp suyu bir itip bir çekiyorum. Su o kadar berrak ki dibindeki kum taneleri bile görünüyor.
Eskiden olsa mekanikliği ve sakinliği beni sinirlendirecek Teo Bertrand'ın varlığı iyi geliyor. Ne yaparsa yapsın çok odaklandığı için göz ucuyla onu izlemekten çekinmiyorum. Baktığımı yakaladığında rahatsız olmuyor, ben de gözlerimi kaçırmıyorum. Sadece gülümsüyorum.3
Biri ona bu kadar ilgi gösterdiği için şaşırıyor gibi.
Eskiden olsa mekanikliği ve sakinliği beni sinirlendirecek Teo Bertrand'ın varlığı iyi geliyor. Ne yaparsa yapsın çok odaklandığı için göz ucuyla onu izlemekten çekinmiyorum. Baktığımı yakaladığında rahatsız olmuyor, ben de gözlerimi kaçırmıyorum. Sadece gülümsüyorum.
Giderek bu izlemelerim onda bağımlılık yarattı; gözden kaybolduğumda fark ediyor, neredeysem oraya geliyor, işini yanımda yapmaya devam ediyor. Ona kızgın olduğum zamanlar ortadan kayboluyorum; buğulu gözleri kızgın bakışlarıma değsin istemiyorum. O biliyor ve gönlümü almak için Nunu sütüyle frape yapıp yanıma geliyor.4
İlk kez birini bana bağımlı kıldım ve buna sinirlenmiyorum.
Giderek bu izlemelerim onda bağımlılık yarattı; gözden kaybolduğumda fark ediyor, neredeysem oraya geliyor, işini yanımda yapmaya devam ediyor. Ona kızgın olduğum zamanlar ortadan kayboluyorum; buğulu gözleri kızgın bakışlarıma değsin istemiyorum. O biliyor ve gönlümü almak için Nunu sütüyle frape yapıp yanıma geliyor.
Artık onsuz bir hayat nasıl olur bilmiyorum. Benden önce ölse bile rutinimiz devam eder sanki. Yine de sabah gözümü açıp yanımda olduğunu gördüğümde şükrediyorum. Saçlarına, kollarına, göğsüne dokunup bir şeyi var mı yok mu diye yokluyorum; nefes alıp verişini duyunca rahat bir nefes alıyorum.5
Artık onsuz bir hayat nasıl olur bilmiyorum. Benden önce ölse bile rutinimiz devam eder sanki. Yine de sabah gözümü açıp yanımda olduğunu gördüğümde şükrediyorum. Saçlarına, kollarına, göğsüne dokunup bir şeyi var mı yok mu diye yokluyorum; nefes alıp verişini duyunca rahat bir nefes alıyorum.
Sabahları kahve ve tuzlu tereyağlı ekmek ritüeli değişmiyor. Öğlene doğru iki bira, öğlen eşek gözü kadar büyük kalamata zeytinleri eşliğinde bira, akşam patates ve et yemeği eşliğinde bira. Genellikle birayla, bazen de uzo ile eşlik ediyorum. Zeytinden yana tercihim sert yeşil olanı.6
Sabahları kahve ve tuzlu tereyağlı ekmek ritüeli değişmiyor. Öğlene doğru iki bira, öğlen eşek gözü kadar büyük kalamata zeytinleri eşliğinde bira, akşam patates ve et yemeği eşliğinde bira. Genellikle birayla, bazen de uzo ile eşlik ediyorum. Zeytinden yana tercihim sert yeşil olanı.
Teo'nun hâlâ basılı Almanca, İngilizce ve Yunanca dergilere abonelikleri var. Dergilerin yolunu bekleyen benim oysa. O dergileri okurken tenim tenine değecek kadar yanına sokuluyorum; önce omzuna bir öpücük konduruyorum, sonra dergilerdeki resim ve fotoğraflara uzun uzun bakıyorum. Beynim o görselleri sünger gibi emiyor.7
Teo'nun hâlâ basılı Almanca, İngilizce ve Yunanca dergilere abonelikleri var. Dergilerin yolunu bekleyen benim oysa. O dergileri okurken tenim tenine değecek kadar yanına sokuluyorum; önce omzuna bir öpücük konduruyorum, sonra dergilerdeki resim ve fotoğraflara uzun uzun bakıyorum. Beynim o görselleri sünger gibi emiyor.
Bazen aynı sayfa Teo'nun elinde dakikalarca açık kalıyor; gözleri uzaktaki bir yata, kayanın üstündeki haç oyuntusuna, süzülen bir kuşa, bazen de bir keçiye takılıp kalıyor. Oryantal bir kadından alışık olmadığı sessizliği o bozup benden beklediği soruları soruyor. “Şimdi sence ne düşünüyorum?” Gözlerimi hafif kısıp gözlerinin içine bakıyor, yanağını annesiyle yarışan bir sevgiyle okşuyorum: “Martının yavru kediyi terasından kapıp kaçırmasını mı?” Hayır anlamında başını sallıyor ama hatırlamama şaşırıyor. “Peki o Kangal köpeğinin üstüne koşan çocuğun haç kolyeni görünce korkması mı?” Hayır diyor. Biraz sessizlikten sonra: “Sen ne düşünüyordun?” Keçiyi... Girit'i boydan boya gezerken dağlarda mutlaka bir kiri kiri ile karşılaşacağıma çok inandığımı ama zannettiğim kadar şanslı olmadığımı anlayınca çok şaşırdığımı anlattım.8
TeoŞimdi sence ne düşünüyorum?
Bazen aynı sayfa Teo'nun elinde dakikalarca açık kalıyor; gözleri uzaktaki bir yata, kayanın üstündeki haç oyuntusuna, süzülen bir kuşa, bazen de bir keçiye takılıp kalıyor. Oryantal bir kadından alışık olmadığı sessizliği o bozup benden beklediği soruları soruyor. “Şimdi sence ne düşünüyorum?” Gözlerimi hafif kısıp gözlerinin içine bakıyor, yanağını annesiyle yarışan bir sevgiyle okşuyorum: “Martının yavru kediyi terasından kapıp kaçırmasını mı?” Hayır anlamında başını sallıyor ama hatırlamama şaşırıyor. “Peki o Kangal köpeğinin üstüne koşan çocuğun haç kolyeni görünce korkması mı?” Hayır diyor. Biraz sessizlikten sonra: “Sen ne düşünüyordun?” Keçiyi... Girit'i boydan boya gezerken dağlarda mutlaka bir kiri kiri ile karşılaşacağıma çok inandığımı ama zannettiğim kadar şanslı olmadığımı anlayınca çok şaşırdığımı anlattım.
Böyle küçük sohbetlerden sonra o dergisine geri dönüyor, ben de görselleri kafamda evirip çeviriyorum. Dergiyi bitirip saklamak istemeyeceğine emin olunca anlamadığım Almanca kelimeleri, cümleleri ve fotoğrafları kesiyorum; bunları rüzgâr ve denize kaptırmamak için gün dönümü rüzgârında içeri kaçmamızı bekliyorum. Önce büyük Zap Book defterimin bir sayfasına gelişigüzel yerleştiriyor, sonra başka dergilerden bulduğum görsellerle kolaj yapıyorum. Şimdiden 3,5 defter doldu. Birinin adı Lωrida: Eski Yunancada şarkı söylemek ve keçi yolu demek; içinde tragedyalar, şarkı sözleri ve kahve çekirdekleri var. Diğerine şimdilik Laymoun ile Zaytoun adını verdim: nostalji ve direniş, İrlanda, Filistin... Bir deftere de Teo'nun fotoğraflarıyla kolaj yaptım. Telefonla konuşurken çektiğim fotoğrafında kulağına bir kiraz yapıştırdım; sapı olmadığı için kablosuz kulaklık gibi durdu, siyah beyaz fotoğrafta kirazın rengi güzel patladı. Dudaklarına yakın yerleştirdiğim baloncukta “Wie eine Kirsche im Frühling, so selten ist Glück” (Baharda bir kiraz kadar, mutluluk da o kadar nadirdir) yazıyor. Gözlük camı kirli mi diye havaya kaldırıp bir gözünü kıstığı fotoğrafa safir bir taşa bakan adamın kolunu ekledim. Bir başka fotoğrafta yüzü görünmeyen bir kadının belini kavramış dans ediyor; birasına uzandığı karede ise biranın arkasında sarman yavru bir kedi var. Her sayfa bitiminde bir sigara yapıp içimden geldiği gibi dans ediyorum.9
Wie eine Kirsche im Frühling, so selten ist Glück.
Böyle küçük sohbetlerden sonra o dergisine geri dönüyor, ben de görselleri kafamda evirip çeviriyorum. Dergiyi bitirip saklamak istemeyeceğine emin olunca anlamadığım Almanca kelimeleri, cümleleri ve fotoğrafları kesiyorum; bunları rüzgâr ve denize kaptırmamak için gün dönümü rüzgârında içeri kaçmamızı bekliyorum. Önce büyük Zap Book defterimin bir sayfasına gelişigüzel yerleştiriyor, sonra başka dergilerden bulduğum görsellerle kolaj yapıyorum. Şimdiden 3,5 defter doldu. Birinin adı Lωrida: Eski Yunancada şarkı söylemek ve keçi yolu demek; içinde tragedyalar, şarkı sözleri ve kahve çekirdekleri var. Diğerine şimdilik Laymoun ile Zaytoun adını verdim: nostalji ve direniş, İrlanda, Filistin... Bir deftere de Teo'nun fotoğraflarıyla kolaj yaptım. Telefonla konuşurken çektiğim fotoğrafında kulağına bir kiraz yapıştırdım; sapı olmadığı için kablosuz kulaklık gibi durdu, siyah beyaz fotoğrafta kirazın rengi güzel patladı. Dudaklarına yakın yerleştirdiğim baloncukta “Wie eine Kirsche im Frühling, so selten ist Glück” (Baharda bir kiraz kadar, mutluluk da o kadar nadirdir) yazıyor. Gözlük camı kirli mi diye havaya kaldırıp bir gözünü kıstığı fotoğrafa safir bir taşa bakan adamın kolunu ekledim. Bir başka fotoğrafta yüzü görünmeyen bir kadının belini kavramış dans ediyor; birasına uzandığı karede ise biranın arkasında sarman yavru bir kedi var. Her sayfa bitiminde bir sigara yapıp içimden geldiği gibi dans ediyorum.
Bir gün defterin üzerine birası döküldü. Kısa bir şok ve panikten sonra sayfaları tek tek kurutmaya başlayınca kolajları fark etti. Panik ve şaşkınlık halindeki hareketlerini izlerken onu nasıl yatıştıracağımı bilemedim, sadece Türkçe “olsun” diyebildim. Bir bana baktı, bir deftere; geldi yanıma oturdu, başını omzuma yasladı. Başına bir öpücük kondurdum, boynunu kokladım, içime çektim. Elimdeki diğer Zap Book'u yavaşça yandaki sehpaya koydum; kapağına henüz suya dayanıklı bir yara bandı ve oradan buradan kesip bir araya getirdiğim “Mit dir fühlt sich alles richtig an” cümlesini yapıştırmıştım.10
Olsun.
Bir gün defterin üzerine birası döküldü. Kısa bir şok ve panikten sonra sayfaları tek tek kurutmaya başlayınca kolajları fark etti. Panik ve şaşkınlık halindeki hareketlerini izlerken onu nasıl yatıştıracağımı bilemedim, sadece Türkçe “olsun” diyebildim. Bir bana baktı, bir deftere; geldi yanıma oturdu, başını omzuma yasladı. Başına bir öpücük kondurdum, boynunu kokladım, içime çektim. Elimdeki diğer Zap Book'u yavaşça yandaki sehpaya koydum; kapağına henüz suya dayanıklı bir yara bandı ve oradan buradan kesip bir araya getirdiğim “Mit dir fühlt sich alles richtig an” cümlesini yapıştırmıştım.
Teo bunları sanat galerisinde sergilemek istedi. Üç ay sonra kolajları kocamanlaşmış halleriyle galerinin duvarlarında görünce yabancılaşmadım. Etrafta bir sürü farklı dil konuşan insanlar vardı; frape, apple cider, rakı içip aynı şeylere bakıp farklı şeyler görmeleri ve söylemeleri hoşuma gitti.11
Teo bunları sanat galerisinde sergilemek istedi. Üç ay sonra kolajları kocamanlaşmış halleriyle galerinin duvarlarında görünce yabancılaşmadım. Etrafta bir sürü farklı dil konuşan insanlar vardı; frape, apple cider, rakı içip aynı şeylere bakıp farklı şeyler görmeleri ve söylemeleri hoşuma gitti.